Bilen bilir, romantik filmlere hastayımdır. Cinsel tercihim dışında bir eşcinsel zenci kadar duygusal olmamdan kaynaklanabilir, bilemiyorum. Fakat 8 yıl kadar önce Almost Famous, daha sonra 5 yıl kadar önce The Notebook, ve şu anda odamda afişi bulunan, 4 yıl önce de izlediğim Elizabethtown, hep birbirlerinin yerini alarak, favori filmlerim olma şerefine erişmişlerdi.
Şu anda, bu film Aşkın (500) Günü [(500) Days of Summer]. Ve önceden bilmelisiniz ki, bu bir aşk filmi değil.
Filmi İzleme Çabası
Öncelikle, filmden bahsetmeden önce izleme serüvenimden bahsetmek istiyorum. Apple Trailers sitesine yaptığım olağan ziyaretlerden birinde, aylar evvel tanıştığım bu filmi “mutlaka izlenmeli” olarak damgalamıştım. Fakat genelde izlemek istediğim filmler Türkiye’de dağıtımcı bulamaz, ve vizyona girmeyi bırakın, DVD’de bile çıkmaz. (500) için de, geçen ay baktığımda bile, Türkiye’de vizyona giriş tarihi yoktu. Kısaca, Türkiye’de vizyona girmeyecekti film. Fakat 9 Ekim Cuma günü gelip uzun zamandır televizyon izlemememe rağmen uzaktan kumandanın kırmızı düğmesine basmamla (500)’ün “Sinemalarda!” diyen reklamını görmem bir oldu. Güzel bir tesadüf.
Son bir yıldır hep Göze’yle sinemaya gitmişimdir. İyi, hoş, tatlı kız, ama sadece Cuma akşamları film izliyoruz. Can sıkıntısı ve birbirimize eşlik etme niyeti amaç, yalnız başımıza film izlemememiz için. Bu hafta için de Gerard Butler’ın Gamer’ı veya Rachel McAdams’ın Time Traveler’s Wife’ını izlemeye karar vermiştik. Fakat önce Ankara’dan kuzeni Sezin’in gelmesi nedeniyle Cuma akşamını evinde geçirdik, ertesi gün de bizim ekip + Sezin olarak sinemaya gitmeye karar verdik.
Biraz Sezin’den bahsedeyim. Kendisini sadece iki defa gördüm, ve toplamda 3 gün görüştük. Ama “Ruh eşi” derler ya, ondan.
Ben de bu filmden bahsedince Göze her zamanki çirkefliğiyle “yok Gamer demiştik, herkes onu istiyor” falan dedi, fakat Sezin ve ben bir olup (500)’ü izlemeye herkesi ikna ettik.
Hayatımın Belgeseli –Gerçek Anlamıyla
(500)’ün neyle ilgili olduğuna dair az buçuk bir fikrim vardı, fakat son bir yılımı bu kadar iyi anlatacağını tahmin edemezdim. O grubun içerisinde olan asıl kız resmen Summer’dı, ben de resmen Tom’dum. Yan yana oturmadığımıza üzülmedim, bozulmadım, fakat yazık oldu diyebilirim. Kendimizi, olanları, ve olacakları çok iyi anlatıyordu.
Tabii ki farklılıklarımız vardı. Birincisi, Tom ilk gördüğü anda âşık oldu kıza. Bense ondan önce 1 yılımız olmasına rağmen asıl kızın benden hoşlandığını düşündüğüm için kendimi ondan hoşlanmaya zorlamamla beğenmeye başladım. İkincisi de, filmdeki Summer sürekli “erkek arkadaş istemiyorum” diyordu, gerçek hayattaki Summer ise “erkek arkadaş istiyorum, sadece o sen değilsin.” diyor. (Ben bile değilsem kim olacak da, neyse.)
Bu farkların dışında, yaptıklarımızdan ettiğimiz kavgalara, sırlardan (hem içerik, hem sır olma nedeni) iyi olduğumuz zamanlardaki ruh halime, aramızın bozulma nedeni ve şeklinden bunu engelleme çabalarıma, sanki film ikimizin belgeseli gibiydi… Ve izlerken o yüzden çok daha fazla keyif aldım.
Ama film ne hakkında? Bırak söylenmeyi de anlat hadi!
Peki. Film, Tom isimli yaratıcılığına bağlı olarak hayatını kazanan genç bir çocuk ve onun patronunun sekreteri olarak çalışan Summer adında bir kızla alakalı. Tom, Summer’ı ilk gördüğü anda çok hoşlanıyor ondan, fakat açılması biraz zaman alıyor. Daha sonra bunlar birlikte takılmaya başlıyorlar, ve kız “bilmeni isterim ki, ben erkekarkadaş aramıyorum” diyor. Tom da “tamam, yavaştan alalım, nereye giderse” diyor.
Ve bunlar sevgiliden de öte bir bağ içinde yaşamaya başlıyorlar. Tom hayatından aşırı memnun, çok mutlu ve bu işine çok iyi yansıyor.
Fakat kız bu ya, illa bir şeyleri bozacak. Sırf Tom “artık neyiz” diye sorgulamaya başladığı için kendini çekmeye, soğumaya başlıyor. Tom da o noktadan sonra psikolojik dalışına başlıyor.
Tavsiye?
Kesinlikle. Tamam, film benim hayatımın son bir senesini kapsamış olabilir, ve bu yüzden beğendiğimi düşünebilirsiniz, fakat aslında çok gerçekçi, doğal ve benim gibi aynı dertten muzdarip biri için bile eğlenceli bir yapım kendisi. Üstelik Joseph Gordon-Levitt ve Zooey Deschanel’i izlemek her zaman keyif veriyor, ikisi de muhteşem oyuncular.
[video genislik="510" yukseklik="212" resim="http://www.kimbucemk.com/wp-content/uploads/2009/10/500daysofsummer.png"]http://www.kimbucemk.com/wp-content/uploads/2009/10/500_days_of_summer.mov[/video]



0 Responses
Stay in touch with the conversation, subscribe to the RSS feed for comments on this post.